Varoluşun Sanata Dokunuşu

Sanat, varoluşun sancısından kaçmak için tutunduğun, büyüsüne kapıldığın tutkunu olduğun bir dal iken…  buruk… kırık… derin bir yansıması olduğunu hissettiğinde… her şey tuzla buz…Varoluşun sanata dokunuşu… Sanatın varoluşu derinden hissedişi… İç içe bir kıvrım…

İnsanoğlunun tüm kötülüklerinden kaçıp sığındığın sanat, seni bambaşka bir boyuta taşır. Her şeyin iç içe olduğu, tüm hislerin derinden hissedilerek yaşandığı bir diyara… Burada mutluluk… sancının başında… sonunda hüküm sürmekte… Sadece an… Sonrası derin bir huzur… tabii boşluk-tedirginlik hissiyatının varlığı olmadığı anlarda…

Ne yazık ki! Hiçbir duygunun, uzun soluklu hükmü yok uzuvlarımızda. Ne bu dünyanın boyutlarında ne de evrenin… Hüzün… mutluluk… her biri… huzur kokan bir hissin boşluklarıyla anlara dağılır ve yaşamımızın bize kattıklarıyla derinliklerimize dokunur.

Farkındalığın tedirginliğinde, ürkek bir kuş misali uçmakta düşünceler her an… Uçmak… gökyüzü… Onlarında bir sınırı olduğunu hissettiğinde… derin bir karanlıkla çöken aydınlığın, esiri olur varlığın. Nerede olduğunun bir önemi kalmaz artık bu dünya boyutunda.

Varlığını sonsuzluğa taşıyan… Düşüncelerine uçmayı, başka diyarlara yol almayı öğreten…fikirlerin… ruhun… Nokta kıvrımı bedenine anlam katan hislerinle bir düşün parçaları… hepsi aynı düşün… evrenin… uzuvlarının… ışık yansımaları…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.