Boşluk


İnce ince işlenen içime, bu nakış gibi özlem!
Nefes aldığım her an haykıran, o içimdeki tın.
Zamansızlığın boyutlarında, ruhumun her bir zerresinde var olan, o boşluk hissi!
Tıpkı, hafızasını kaybetmiş birinin, bilinci gibi değil mi?
Öncesini, unutan birinin düştüğü o boşluk
Kim bilir?
Bu boşluğu, hisseden her birimiz; unuttuğumuz, unutulmaya maruz kalan geçmişimizin eksik parçalarıyız.
Ve o boşluk da kendine yer bulamayanlar. Gözleri hep o bilinmezliğe dalıp gidenler.
Kim bilir? Öncesine olan özlemlerinden…
Nereden geldiğini bilmemenin, buruk acı tatsız hissi bu…
Ve her an, bilmediğim bir özlemin içinde yanıp tutuşmam bundan.
Kayıp… Eksik olan önceki beni, ben yapan şeylerin unutulmuşluğu.
İçimde benimle büyüyen bu boşluk; özlemin tohumunu ekmekte, özlemle beslenmekte…
Hiç… hiçbir yere ait değil bu özlem ya da ben.
Öyle bir hastalık ki bu! Öncesi ve sonrası arasında sıkışmış, zamansız bir yerlerde var olmanın sancısı…
Öyle apansız, her anımda derin bir sızı…
Bu rahatsızlık dürtüsü; bi çare, çaresiz varlığımın,
insanoğlu oluşumun, yegane kanıtından başka ne?
(…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.