uçmak

Uçmak gökyüzüne…

Gökyüzüne doğru kıvrılarak uçuyordu.
Kanatlarındaki siyah çizgiler sanki güneşin gölgesinde kalmıştı. Oysa gökyüzüne doğru kıvrılmasına engel değildi. Ahengini hiç bozmuyordu. Gözleri ileri hep daha ileriye bakıyordu. Biliyordu kafasını bir an olsun arkasına çevirmek istese dengesini kaybedecek ve bulunduğu konumdan hızla düşecekti, aşağı daha aşağı…

O kanatlarının gücüne değil, ileriye bakabilen gözlerine inanıyordu. Onu hızla ileriye taşıyan umutlarına olan inancı, umutlarının gücüydü. Zaman zaman rüzgarın etkisi ile düşen tüylerine hiç oralı olmayışı, umursamazlığından değildi.
Uçmak… Sadece uzaklığın ötesine, gitmek isteğindendi. Bu bir kaçış değildi. Tutunmak istediği tüm dallar bırakıverdiğinde onu öylece. Sığınmaktı kendi varlığına. Kırılgan, hassas varlığı nasılda güçlüydü zamanın ötesinde oysa(…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.