İnkar!

Su inkar edebilir mi?
birkaç gün önce aktığı okyanusu, denizi, dereyi, küçük bir su birikintisini…
İnsan eder?
ya mavi,
Masmavi bir gökyüzünü maviliği ile kutsadığını
İnkar eder mi?
Ya her gün ona dokunmak için sabırla beklediğini
Tonunun en çok ona yakıştığını…
Yeniden… Yeniden…
Defalarca ona karışmak için heyecanla beklediğini
her anı bir inkar, insanoğlunun
Tüm renklerini kaybettiği o gün.
Kendini unuttuğu o yerde, artık dili inkara karışmış bir yalan…
O anı o anların var olduğunu
Yaşadığı, hissettiği ne var ise
İnkar tüm varlığı ile süsler.
Kara bir elbise gibidir inkar! Bir yas havası tazeliğinde,
Hep hüzün kokar.
Bir perdenin arkasından bakmak gibi bazen.
Nefes aldığın her ana, ona…
ince ince işlenmiş geçmişine.
Acır içinde senden habersiz bir şeyler..
Hiç hissedilmemiş, hiç o an olmamış gibi olduğu için.
Ayrılıklar, hüzünler, mutluluklar, sevinçler, iç çekişler…
İnsan bulunduğu ana uymayan ne var ise, önce ki benliğini nasıl da bir inkara sığdırır.
Satar geçmişini, duygularını, onu o yapan her şeyi…
Oysa; her an kendi zamanına mahkum.
O an yaşandı. O an hissedildi.
O an ruhunla bedenin arasında bir köprü…
Sonrası, öncesi düşünülmeden o an hissedildiği için…
O an zamanın uzamında, kopmayan bir bağ varlığında.
O hüzünler, mutluluklar artık sen.
Her bir parçan, için dışın, nefes aldığın her an o anların uzamı
Tıpkı şu ana sığdırdığın inkar gibi (…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.