Gölge senin, sen gölgenin yalanı

Gölge senin, sen gölgenin yalanı… Her bir kıvrımımızda yalanın kokusu var olur. Önce kendimize işler sonra yayılır yavaş yavaş.

Her şeyden herkesten önce kendi benliğimizi kandırırız. Çünkü, önce kendimiz inanmak isteriz. Ne kadar inanırsak kendimize, o kadar gerçek olur yalan. Önce derinliğimiz de var olan ölümü sindiririz. Onu yaşamanın güzelliği ile zehirler, yok etmeye çalışırız. Hiç var olmadığına ikna ederiz kendimizi. Tüm bunlar var olurken, farkında olmayız çoğu zaman. Her biri farklı işlevsel yöntemler ile yer bulur bilincimizde. Hayatımız bir döngü zincirinde döner durur. Hep başa en başa döneriz. Takıldığımız her nokta da o kayıp a’na ne kadar bağlı olduğumuzu hisseder, istesek de kaçamayacağımızı anlarız. Çaresizce, yine yalanın tüm tonlarına sığınır, kandırırız kendimizi… ruhumuzu… Bu kaçış yolunda; yaşamı, yaşamda… Kendimizi, benliğimizde bulma savaşında her an önce yine kendimizi kandırırız.

Bir çiçek düşer, gölgeye
Önce kendine ters düşer sonra güneşe
Güneş değil onu düşüren
Gölgeye
Belki bir rüzgar esintisi, belki hep daha hep daha yükseğe uçma hevesi
Hep kendi… hep kendi…
Rüzgar, güneş, uçmak …
hepsi kendini kendinde kaybetme savaşında
bir hiç…
Hiç bilmeden aitliğini
O hep gölgenin düşünde

Kandırılma dürtüsü, ruhumuz artık onun. Unutmak istediğimiz, hiç olmamış gibi yapmak istediğimiz her şey… O dürtünün esiri. Kanarız, küçücük bir söze. Kandırırız, kendimizi kafamızın içinde defalarca sayıkladığımız her bir sözle… Küçük saçma bir dürtünün esiri altında benliğimizi ele geçiren bir yalanın gölgesiyiz artık. Bir başkaları, diğerleri olmamızı istedikleri şeyler doğrultusunda… Olması gereken hiçbir şey olması gerektiği gibi değil. İşte duygularımızı, hislerimizi ele geçirir bu nokta da kandırılma dürtüsü. Her yerde ondan kaçar ona varırız. Çünkü; o her yerde bizden önce benliğimizin sınırsız boyutlarında var olmaktadır. Hiç bilmeyiz. Sorgulamadığımız, kendi içimize bakmadığımız her an o büyür. Biz inanırız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.